Ibrahim's profileBUH@R@43PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
BUH@R@43Buh@r@43'ün yeri-Gayemiz Allah cc rızası spacemden alıntı yapabilirsiniz,bizde alıntı yapıyoruz... gavsımİnsanlara hizmet ve iyilik etmek isteyen kimse,kendi nefsini ıslah etsin..Gavsi sani hz.)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sohbetin birinde vekillerden biri anlattı
“Gavs-i Sani Hz: buyuruyorlar:
Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır.
Bunlardan birini yapan
kapımızın önündedir.
İkisini yapanın eli elimizdedir.
Üçünü yapanın eli ,
cebimizdedir ne isterse alsın.”
Bilvanis.net ten alintidir.
incemevzu
ALLAH (cc) hepsinden razi olsun

1- Bilindiği gibi Yüce Allah'ı tevhid (bir kabul etmek), Onun eşsiz varlığını
bilip tasdik etmek, farz olan en büyük bir görevdir. Bundan sonra farzların en
büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz, imanın alametidir, kalbin nurudur, ruhun
kuvvetidir, mü'minin miracıdır. Mü'min bu namaz sayesinde Yüce Allah'ın manevî
huzuruna yükselir. Yüce Allah'a yalvararak manevî yakınlığa erer. Mü'min için ne
yüksek bir şeref!..
Bütün hak dinler, insanlara namaz kılmalarını
emretmişlerdir. Bizim sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)
Efendimiz de, peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla
yükümlü olmuştur. Ancak o zaman, güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak
üzere günde iki defa namaz kılınıyordu. Sonra Miraç gecesinde beş vakit namaz
farz olmuştur. Hazreti Peygamber'in miracı ise, sahih kabul edilen rivayete
göre, Medine'ye hicretlerinden on sekiz ay önce Receb ayının yirmiyedinci
gecesinde olmuştur.
2- Kur'an-ı Kerîm'de ve hadîs-i şeriflerde namaza
dair birçok emirler ve öğütler vardır. Bütün bunlar, İslam dininde namaza ne
kadar büyük önem verildiğini gösterir. Bir ayet-i kerîmenin anlamı
şöyledir:
"Ey Resulüm! Sana vahy olunan Kur'an ayetlerini güzelce
oku ve namazı gereği üzere kıl. Gerçekten namaz, edeb ve namusa uygun olmayan
şeylerden, çirkin görülen işlerden alıkor. Her halde Yüce Allah'ı zikretmek, her
ibadetten daha büyüktür. Yüce Allah bütün yaptıklarınızı bilir."
Namaz ibadeti ise, en büyük zikirdir.
Diğer bir ayet-i kerîmenin anlamı
şöyledir:
"Namazı gereği üzere yerine getiriniz, zekatı yeriniz.
Nefisleriniz için hayır olarak önceden ne gönderirseniz, onu Yüce Allah yanında
(sevab olarak) bulursunuz; asla kaybolmaz. Muhakkak ki, Allah
yaptıklarınızı görür."
Bir hadîs-i şerîfde:
"Namaz dinin direğidir." buyurulmuştur.
Diğer bir
hadîs-i şerîfin anlamı şöyle: "Namaz, kişinin kalbinde bir nurdur; artık
sizden içini aydınlatmak dileyen, kalbindeki nurunu artırmaya
çalışsın."
İşte bütün bu mübarek ayetlerle hadîs-i şerifler,
namazın Yüce Allah yanında ne kadar büyük ve makbul bir ibadet olduğunu
göstermeye yeterlidir.
3- Gerçek şu ki, namaz çok mukaddes bir ibadettir.
Namazın faziletlerine nihayet yoktur. Namaz, aklı yerinde olan ve büluğ çağına
ermiş bulunan her müslüman için belli vakitlerde yapılması gereken şerefi yüksek
farz bir görevdir. Bu önemli farzı yerine getirenler, Yüce Allah'ın pek büyük
ikram ve ihsanlarına kavuşacaklardır. Bunu kasden terk edenler de, azabı çok
şiddetli olan Allah'ın acıklı cezasını çekeceklerdir.
Müslümanlar, henüz
yedi yaşına girmiş çocuklarını namaza alıştırmakla görevlidirler. Bu çocuklara
ana-babaları ve yetiştiricileri namaz kılmalarını öğretir ve yaptırırlar. On
yaşına bastığı halde namaz kılmayan çocuğa velisi, üç tokattan ziyade olmamak
üzere, hafifçe el ile vurur.
4- İnsan bir düşünmeli, her an Yüce Allah'ın
sayısız nimet ve ihsanlarına kavuşmaktadır. Öyle ikramı bol, merhameti geniş
olan yaratıcımızın tükenmeyen lütuflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez
mi?
İşte insan, namaz yolu ile şükür borcunu ödemeye, yaratıcısının lütuf
ve nimetlerini tatlı bir dil ile anarak kulluk görevini yerine getirmeye
çalışmış olur. Bu bakımdan: "Namaz, şükrün bütün çeşitlerini bir araya
toplar." denilmiştir.
Bir haç ziyareti sırasında Gavs-ı Sani Hz.lerinin Ravzada Resulullaha
(s.a.v.) hitaben yaptıkları münacaattır
MÜNACAAT-I GAVS-I SANİ
Esselam-u Aleyküm alemlerin rahmeti,
Esselam-u Aleyküm Rabbimin Habibi,
Esselam-u Aleyküm Anamız Fatıma’nın babası
Esselam-u Aleyküm dedelerimin dedesi
Esselam-u Aleyküm Ya Resulullah
Nuri Arşillah.
Cümle günahlarımla, isyanlarımla geldim Senin kapına.
Sultan-ı Melül bu günah benim günahım değil,
Ya Resulullah ümmetinindir; sofilerinindir.
Ya Rasulullah sen nasıl ki arşa ümmeti- ümmeti dedin, şimdi ben senin kapında sofilerim-sofilerim…
Ya Resulullah, eğer Habibimin sana verdiği vaat gibi, sen de bana, bu evladına söz vermez isen Arş-ı ala günü bayrağının altına almaz isen ben evliyalığı neyleyim. Ben sofilere ne söyleyim, hangi yüzle döneyim.
Şefaatin Ya Ceddil Hasan’ı Şefaatin Ya Habibillah…
Sen söylemişsin evliyaları seven bizi sever, bizi seven Allah’ı sever. Bizleri sevmişsin, bizi siz evliya etmişsiniz, onlar için aflarını, müjdelerini vermezsen kasva (kölen) gibi başımı vurur ben gitmem bu kapından…
İlla af Şefaatillah…
Sofilerin af şefaati Ya Ebu Kasım Muhammed A.S.v
Kur’an Okunan EvKur’an’ın okunduğu yerde melekler ve temiz ruhlar da hazır bulunur. Tilavet olunan her bir harf bir hava zerreciğinin içini doldurup atmosferin uhrevîleşmesine vesile olur. Kur’an, okunduğu yere huzur, mutluluk ve bereket getirir. Okuyana da, dinleyene de sevinç ve tarifsiz bir huzur verir. Gam, tasa ve kederlerini dağıtır, ümitsizliklerini siler, onları manen canlı ve aktif bir hale getirir. Her türlü vesvesenin o insanlardan uzaklaşmasına vesile olur. Cinnî ve insî şeytanlara karşı onları korur.Kur’an’ın bu yönünü Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem), on sene O’na sadakatle hizmet eden, Hz. Enes naklediyor: “Kur’an okunan evin hayrı artar. Böyle evlere melekler toplanır.” Ebu Hureyre Hazretleri de naklettiğimiz hadisi biraz daha açıklayan bir başka rivayette bulunuyor: Kur’an okunan evin hayrı artar; böyle bir ev, içinde oturanları sıkmaz.Bu evlere melekler toplanır; şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi sema ehli için aydınlatılır.
Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri'den başlayarak Karadeniz'e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı.
1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti.
1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli'de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli'deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı. Ama alınamadı.
1453 yılında, Padişah II. Mehmet, hocası Akşemsettin'in de teşvikiyle İstanbul'a yeni bir saldırı düzenlemeye karar verdi. Önce, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadolu Hisan'nın karşısına Rumelihisan'nı yaptırdı. Edirne'de döktürdüğü balyemez adı verilen büyük toplarla savaşa hazırlandı.6 Nisan 1453 yılında, Osmanlı ordusu Bizans surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu'nun şehre denizden girmesini önledi. 11 Nisan günü kuşatma tamamlandı ve top ateşi başladı. Yirmi gün süren top ateşinden kesin bir sonuç alınamadı. Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece yetmiş parça gemiyi karadan yürüterek Haliç'e indirdi.
Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması'nı Haliç'te görünce büyük bir korkuya ve paniğe kapıldılar. Haliç'ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açıldı. Bunun üzerine, 29 Mayıs günü bir genel saldırı düzenlenmesine karar verildi. Hocası Akşemsettin II. Mehmet'e cesaret veriyor; Hz. Peygamberin, "Konstantin elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir" sözüyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyordu. Bu inançla 29 Mayıs günü son taarruz başladı. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra birçok şehit verildi. Bu şehitler arasında, Bizans surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan da vardı. Nihayet, Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul fethedildi.
İstanbul'un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır. Türk tarihi için önemi İstanbul'un fethiyle, Osmanlıların, Balkanlardaki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır. Avrupa'da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise, İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın kapanıp Yeni Çağ'ın açılmasına sebep olmasındandır. İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden 23 Nisan 1920 tarihine kadar Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fethi, her yılın 29 Mayıs günü, aynı coşku ve sevinçle kutluyoruz.






Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
"

| 1 | ||||
|
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır. " Buhârî, Ebû Saîd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek başka bir erkekle; bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında yatamaz."Müslim | ||||
|
İbni Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hiçbiriniz, yanında mahremi bulunmayan bir kadınla başbaşa kalmasın." Buhârî Müslim | ||||
|
Safiyye Binti Ebû Ubeyd, Nebî sallallahu aleyhi ve hiçbir namazı kabul olunmaz." | ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
| ||||
|
|
|
|
Zemzem Suyunun Esrarı
1-) Avrupa`da labaratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu
diğer sulara göre çok daha az kükürt taşimaktadir.
2-) Yine ayni araştirmaya göre diger sulara göre çok daha
besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şuanki
teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve
denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya baska bir
kuyudan alması imkansız. Nasil oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu
kimse bilmiyor.
4-) Açlıgını gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu
gidermek için içenin susuzlugunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su,
hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını
karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma
göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık örgütü (WHO)`nun raporlarına göre Dünya`daki en
içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-) Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre Dünya`da içinde
mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER
OLUR MU, OLMAZ MI ? Demeyin.......

Babamım dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,
öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle
otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.
Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra
köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?
Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.
Olur muydu??
Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış
boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin ! ...
Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.
Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."
" Kabe Karşımızda... "
Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "
O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.
Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular....



Merak ediyorum
Eğer Hazreti Muhammed ziyaretinize gelse,
Yalnızca birkaç günlüğüne
Aniden çalsa kapınızı,
Merak ediyorum neler yapacağınızı...
Verirdiniz odalarınızın en güzelini,
Gelmişken misafirlerin en kıymetlisi.
Ve, sunardınız elinizdeki,
Yiyeceklerin, seçerek en iyisini.
Ve, inanmasına çalışırdınız,
Onunla beraber olmaktan.
Ona evinizde hizmet etmekten,
Mukayese edilemeyen mutluluğunuza.
Fakat... Onu gelirken gördüğünüzde,
Karşılar mıydınız hemen kapıda,
Açık kollarınızla,
Hoşgeldin diyerek misafirinize.
Yoksa... Değiştiririr miydiniz elbiselerinizi,
Buyur etmeden önce içeri.
Veya saklayıp bazı dergileri,
Koyar mıydınız yerine Kuran'ı Kerimi.
Hala seyreder miydiniz uygunsuz dizileri,
Televizyonunuzda,
Veya, koşar mıydınız kapatmak için düğmesini,
Rahatsızlık vermeden önce ona.
Kapatır mıydınız radyoyu,
İşitmemiştir diyerek onu.
Ve ister miydiniz söylememeyi,
Telaşla çıkan o son kaba sözleri.
Saklayıp da müzikleri,
Alır mıydınız Hadis Kitaplarını ileri.
Açar mıydınız kapıyı, doğruca girsin diye içeri,
Yoksa eliniz ayağınıza mı dolaşırdı..
Merak ediyorum: Eğer peygamberimiz,
Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa,
Yapmaya devam edecek misiniz,
Her zaman yaptığınız şeyleri?
Diliniz söyler miydi,
O alıştığı sözleri.
Hayatınız değişmeden mi sürerdi,
Takip ederek geçmiş günleri.
Devam eder miydiniz konuşmalara,
Ailenizde, her zamanki gibi.
Zor gelir miydi her yemekten sonra,
Yapılınca dua.
Devam eder miydiniz namaza,
Üşenmeden her defa.
Kalkar mıydınız erkenden,
Her sabah, kılmak için namaza.
Mırıldanır mıydınız aynı şarkıları,
Okurmuydunuz aynı kitapları.
Bilsin ister miydiniz,
Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?
Götürür müydünüz sizinle,
Gitmek istediğiniz her yere.
Yoksa, değişir miydi planlarınız,
Sadece birkaç günlüğüne.
Can atar mıydınız tanıştırmak için,
Onu en yakın arkadaşlarınızla.
Yoksa, onlar sakın gözükmesin,
Diye temenni mi ederdiniz, birkaç gün daha.
Can atar mıydınız kalsın diye sizinle,
Ta sonsuza kadar.
Yoksa... Derin bir nefes mi alırdınız,
Sonunda gitti diye.
Bilmek gerçekten ilginç olmalı,
Sizin tavrınızı.
Eğer Hazreti Muhammed (A.S.V) gelseydi,
Ziyarete birkaç günlüğüne sizi.
BABADAN KIZINA NASİHATLER
“Kızım sen büyüdüğün,yuvadan çıkıp bilmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın bir adamın evine gidiyorsun.Ben sana on şey söyleyeceğim,Onları kavra ve gereğince davran,eşinle güzel geçin:
1.Sana getirdiği yiyecek ve içeceği yürekten kabul edesin.
2.Kanaatkar olasın.
3.Emrettiğini yapmalı,yasakladığından kaçınmalısın.
4.Evini ve kendini temiz tutasın.
5.Güzel görünüp,güzel kokmalısın ki kocan senden iğrenmesin.
6.Uyuduğu ve yemek yediği vakitleri bilmeli,ona göre yemeğini veya yatağını hazır etmelisin.
7.Kocanın malını israf etmemeli,korumalısın.
8.Onun saygınlığını gözetmeli,hısım ve akrabalarına saygılı olmalısın.
9.Onun işlerinde muhalefette olmamalısın.
10.Sırrını kimseye ifşa etme,yoksa eziyet ve cefasına uğrarsın.
Haydi kızım Allah yolunu açık etsin,bir yastıkça kocaltsın,namusumuzu heder etme,mutlu ol,…|
|